Bazı haller eşlik ister

Göz ardı ediyoruz…
Böyle bir girizgah ilk defa yapıyorum. Her daim hal hatır sorar, sonra konuya girerdim ama konuyu derinleştirmek adına bir çentik atmak lazımdı. Nasılsınız? Aylar sonra yine geldim. Kafama dank ettikçe yazmak mottom malum, bunu yerine getirmem icap etti. Bir şeyi fark ettim çünkü.
Dinlemiyoruz. Duymuyoruz ya da. Bazı çığlıklar sessizdir, gözlerden ya da eylemlerden okunur. Değer verdiğimiz insanların anlık ruh değişimleri bi’ yana, kalıcı durgunlukları da oluyor. Hepimiz insanız, evre evre yaşamışızdır bunu. Bunu yaşarken ne istediğimizi biliriz. Fakat karşımızdaki biri yaşadığında nedense ne yapmamız gerektiğini bilmiyormuş gibi davranıyoruz. Hak veriyor musunuz bana?
Geçen izlediğim bir video beni bu yazıyı yazma konusunda tetikledi. Metafor basit; “eğer bir kişi boğuluyorsa, o kişiye yüzme öğretmenin doğru zamanı değildir”. Çünkü ihtiyacı olan bu değil. Tek istediği biraz sakinlik, biraz destek ve onu olduğu gibi kabul etmek. Tükenmişlik, hepimizi elbet günün birinde bulmuş veya bulacak bir duygu durumu en nihayetinde. Sıra bize geldiğinde biz de aynısını isteyeceğiz; “beni anlayın…”
Fark ettiyseniz üzerimizde hep bir çözüm üretme telaşı var. Durağanlığımızı kaybettik. Hızlı tüketiyoruz her şeyi, duygular da buna dahil. Bazen, kişilerin tamir edilmeye ihtiyacı olmaz diye düşünmüyoruz. Böyle zamanlarda kişinin ihtiyacı olan şey çözüm değil, yükün paylaşıldığını hissetmektir belki de. Halbuki hiç de zor değil “farkındayım” demek, “bunu yaşıyorsun, yanındayım” demek. Çünkü bazı haller müdahale değil, eşlik ister.
Karşı taraftan bakalım bir de.
Duygulara kör ya da sağır olabiliyorken cahili olamaz mıyız? Kişi sizin bu halinizi ilk defa görüyor olabilir. Kendisi hali hazırda böyle bir tükenmişliğin kıyısında veya içinde olabilir ya da bambaşka kaygılarıyla boğuşuyor da olabilir. Sizin bu sessizliğinizi başka türlü yorumlayamaz mı? Elbette mümkün. Akademik şeyler konuşmayı çok sevmem ama, kaygılı ve kaçıngan bağlanmaların karşılaştığı bir ortam düşünürsek zaten direkt gözünüzde canlanacaktır anlatmak istediğim. Bir tarafın içsel durağanlığı, diğer tarafın kendisini sorgulamasına sebep olması gibi şeyler.
Hiçbir şey olmasa bile gerçekten bazen satır aralarını okumak güç geliyor insana. Burada benim her daim çevremdekilerden istediğim 2 adet önemli nokta gelir aklıma. İlki; dürüstlük, ikincisi ise iletişim. Nitekim benim için “en kötü iletişim, iletişimsizlikten iyidir”.
Bir musibet bin nasihatten iyidir ama işte bunu her durumda da yaşamamak lazım. Ben yaşadım, dinlememişim; ama öğrendim. Ha şöyle yararı oldu, 4-5 gün gibi bir sürede 1 yıl ileri gitmiş gibi hissettirdi bana kendimi. Neticede kervan da yolda düzülür zaten.
Sessiz çığlıkları duyamamış olmanın altında iletişim kaynaklı sebepler yatacağı gibi, karşımızdakini anlama isteksizliğini de görebiliriz. Zira son zamanlarda artık bireyselleşme fikrinin kol gezdiği habitatımızda birini anlamayı geçin, tanımak bile zül geliyor çoğumuza. Ancak biraz konuşsak, özellikle biraz daha yavaş olsak ve daha çok fark etsek neler değişecek, kim bilir.
Bazı çığlıklar susarak atılıyor ve onları duymak için kulak değil, niyet gerekiyor…

