0

Ve beyin uzaklaşır…

kalp-beyin-loveDüşünüyoruz, o halde varız. Hatta insanız. Gerçi insan bedeninde olan herkes insan değil ya; fazla şaapmayalım o konuyu şimdi. Asıl mesele düşünce sistemimiz biraz da. Neremizle düşünüyoruz? Kaba etiyle düşünenlerin bol olduğu bir dünya zamanında yaşadığımız için alternatifimiz fazla. Bunlar saygı körü insanlar. Bir de gönül körleri var. Asıl meselemiz onlar. Beyinleri yerine kalpleriyle hareket ederler. Ayakları yerden kesilmiş, varlığını tamamen aşık olduğu veyahut kendisine ait hissettiği kişiye adamışlardır.

Kimse de bana demiyor ki ulan çok mu biliyorsun da konuşuyorsun? diye. Sorsalar cevabım net zaten, hayır. Sadece kafama eseni yazıyorum. Yani bence olan şeyleri. Şöyle bakarsak olaya, mantıklı düşünen insan zaten nesnel doğruları görür. Buradakiler de nesnel yargılar. Konuyu biraz aksattım, girelim…

Beyin uzaklaşıyor, ayrılmıyor Allah’a şükür. Kalp geçiyor onun yerine. Tabi kaba etini düşünmek için kullanan arkadaşları bu durumdan muaf tutuyoruz. Çünkü biz aşık insanları konuşuyoruz. Mantık denilen şey o dakikalardan itibaren aşağıya kayıyor. Sol göğüs altı, heh tam orası; kalp! Orayı güm güm diye attıran şey mantıklı geliyor. Doğru oluyor. Heyecan yaratmayan da basit, gereksiz. Duygusal düşünme aşamaları geliyor peşi sıra. İlişkiyi geçtim, ayrılık gelirse abaaoovvv!!! Oğlum paçayı kurtaramazsın öylesinden. Hüngür hüngür ağlar, hala mantığını beynine doğru çıkartamamıştır. Sanki gözyaşları akan şelale misali yukarı tırmanışı engelliyor. Bi’ relax ol yahu! Bi’ calm down! Düşün…

Kalple hisset fakat beyninle, aklınla karar ver. Fazlası zarar olacağı gibi laçkanın en daniskası haline dönüşüyor. Çevreye safi zarar! Midem kaldırmıyor çünkü artık. Bir ilişki 5 kere birleşip kopuyor ama nasıl? Kopunca taraflar bize aşk lazım diye gezip sinyalcilik yapıyor, barıştıklarında ise 3 günde aşkım oluyor. Ulan aşk dediğin velinimet o kadar basit bir şey mi? Aşk bir ömürdür ya. Aşk anlayamamaktır. Sen aşık olduğunu anlamak istiyorsan sevdiğinle ölmen gerekir. Çünkü aşk vazgeçmemektir…

Laçka demişken, hal böyle olunca hemcinsler nasibini alıyor bu durumdan aslında. Sonra başlıyor efendime söyleyeyim siz erkekler yok musunuz lafları. Aynı şey kızlar için de geçerli, bittabi. Yakıştırılmayacak laflar yapıştırılıyor etiket misali. Ayıptır! Hani günümüz mizahında da yeri vardır ya, “aynı şeyi senin anana, bacına yapsalar iyi mi?” lafı… Bir düşünün. Ne dünyada sadece siz varsınız ne de dünya yalnız sizin etrafınızda dönüyor. Bir insanın adının önüne sıfat getirmek kimsenin haddine değil.

Konu biraz kaysa da ben içimi rahatlattım. Yeminle bunaldım ya. Hakikaten etrafa bakıp düşündüğümde ulan geldik üniversitenin son demlerine, biz kime güveneceğiz de göynümüzü vereceğiz; kimi kendimize eş bileceğiz diyorum kendime. Sahiden, güven kaldı mı sözlük haricinde?

P.s: Aşk için ölmeli; aşk, o zaman aşk…

Emir Doğan

Ege mezunu mektepli gazeteci ve buraların paşası. Yazıyorsam bir sebebi var, okuyorsun çünkü...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir