6

“Sevecek beni, çok sevecek” derken…

kafa-karisikligiUzun süredir yazmadığımın farkındayım. Hem aklımdan hem de davranışlarımdan seziyorum bunu. İçimde öyle bir sıkkınlık ve bunalmışlık var ki, zor dayanıyorum. Çok zor… Çünkü yazı için her zaman laps diye fotoğraf ve isim bulabilen ben, küfür ettim. Evet evet ettim. Ederek de buldum. Fotoğrafı aldığım kaynak sitenin sayaç istatistiklerine baksa sahibi kim bu gerizekalı der. Kafamı si*eyim yazdım ve aradım. Google da benimle aynı kafada olacak ki karşıma bunu çıkardı. Helal! İsmi bulma meselem de çok garip. İçimdeki dert bir yana, dinlediğim şarkı etkili oldu. Çok sardım bu şarkıya bu hafta. İçindeki bir sözü tam başlık düşünürken işittim kulaklığımın derinlerinden: “… sevecek beni, çok sevecek derken…

Şarkı, laptopun ışığıyla aydınlanan koyu karanlık bir oda, dertler derya. Her şey hazırsa o halde başlayalım yazmaya değil mi ama? Dert ki ne dert…

Gurur bir erkek için çok önemlidir. Haliyle benim için de öyle. Hatta normalin biraz üzerinde. Ama bazen öyle savunmasız oluyorum ki, tüm kalkanlarım aşağıda oluveriyor. E ben de dayanamıyorum işte anlayacağın sayın dinleyen. Gururuma yediriyorum. Yapmayacağım şeyler yapıyorum. Şaşırıyorum da kendime. Arada o da şaşırtıyor beni ama sanırım artık bir şeyleri rayına oturtma vakti geldi.

Benim için sosyal medyadaki ilgi alaka, sms ile saatlerce süren konuşmalar vs. hep önemlidir. Çünkü onlar bir nevi insanın aynasıdır. Gerçek hayatta değil de sosyal hayatta onlarla konuşuyoruz. Duygu aktarılmasa da içinde barındırıyor hisleri, anlayabilene…

Bugüne kadar, yani onunla konuşmaya başladığım güne kadar en çok nefret ettiğim ve bana karşı yapanın ağzına sıçmama sebep olan şey mesajıma sadece smiley ile verilen cevaptır. Bkz: ” :) ” Ben buna gık diyemez oldum. Kalkanlar yerde ya…

Konuşuyoruz, iyi hoş. Konuşalım diye kimseye silah tutmadım bugüne kadar. O’na da tutmadım. Ama bana attığı cevapları görseniz; “evet / hayır / hm / anladım / peki / :) / istemiyorum / boşver” şeklinde sıralanıyor elimde tutabildiğim yaklaşık 1500 tanesi. Benim yazdıklarım ise en aşağı 3 kelime, en fazla 10 mesajlık kapasitede. 11’e geçince MMS’e alıyor kilobayt olarak boyutu arttığı için.

Bana sürekli fazla düşünmemem ve aklımı kurcalamamam gerektiğini söylüyor. Böyle yapınca onun davranışlarına anlam katıyorum kendi çapımda ve onun düşündüklerinin aksine şeyler çıkartıyorum ortaya. Peki, o zaman sen direk söylemeyi denesene? Daha kolay olur sanki. Hem kolay mı o dediğin? Düşünmeden edemiyorum. Mecburen. Sanki konuşmak istenmiyor gibi hisseder insan. Ben hissediyorum. Ama sürekli konuşuyordum işte.

Geçen hafta sadece 1 gün yazmadım. Hem de hiç. O’na da söyledim bi’ önceki gece, sorduğum şeye cevap vermezse hiç konuşmayacağımı yani. Vermedi. Konuşmadım ben de mantık olarak. 20 saat sürebildi. Dayanamadım, o da öyle. Ama gel gelelim, yine aynı durumdayız. Bugün hiç halimi hatırımı sormadı bile. Telefonumu tüm gün kapalı tuttum hiç merak etmemiş, kapalı olduğundan bile haberi yok; desem hadi ya? der, ama öyle bir şey yapamam. Açık olduğunu bilen arkadaşlarım elbet görecektir. Yalan söylemek yakışmaz.

İşte bugün silkelenmek istedim. Neticesinde de gururumu ayağa kaldırmak istedim. Kendime gelmek istedim. Bugün çok zordu. Bakıyorum çevrim içi ama yazmıyor. Başka birine -kim olursa olsun- çatır çatır yazıyordur anasını satayım! Bunu da okumayacak ya zaten siktir et. Yazmamın sebebi sadece rahatlamam işte.

Nefret ediyorum. Her şeyden. Diziye, şarkılara veriyorum kendimi. Eski Emir’i çağırıyorum. Artık yanımda sadece gururum olacak. Onunla yürüyeceğim. Benden bu kadar sayın dinleyen. Yıldım…

Çalma listemde sıradaki şarkı duruma tam da hakim bir şarkı. Sözlere kulak asarsak anlarız zaten. Buyrun dinleyelim…

Emir Doğan

Ege mezunu mektepli gazeteci ve buraların paşası. Yazıyorsam bir sebebi var, okuyorsun çünkü...

6 Comments

  1. Çevrimiçi olup yazmama.
    Çok yaşadım onu ben ya. Bir ay kadar yaşadım ama çok fazla geldi. Değersiz hissettirdi. “Ben şu an ondan bir kelime gelsin diye deli olurken o nasıl yazmadan durabiliyor, sabredebiliyor. Aklına gelmiyor muyum hiç? Tüm gün. Nasıl olur da yazmaz…” diye deli oldum. Senin dediğin gibi, durursuz oldum. “;)” şunu atanla tüm ilişkimi kesmem gerekirken, o onu yaptı ben umursamadım. Öyle kendimden geçmişim. Sonunda da bıraktı gitti zaten anasını satim. Sen değer ver, sen bekle, sen düşün, sen umursa, sen üzül. Hep aynı. Dert de ne dert. Boşveer oğlum. Fucktır et. Değmiyor sonunda emin ol. Değecek olsa şu an değerdi. Gururunla yürü, hiç değilse bitince yalnız olmazsın yanında gururun olur. Bende o da yok :)
    Dayanamadım da diziyi izlemeden önce okudum bak :)

    • İzin alarak yorumunu düzeltirdim de 3 yorum yazsın çok gözüksün dedim :p
      Fazlasıyla değersiz hissettiriyor. Fotoğraf paylaşıyor, keyif yapıyor. Tatilinin dibine vuruyor ama ben deyim yerindeyse prangalar eskitiyorum… Acele ettiğimi düşündüm hep. Bu sefer ağırdan alıcaktım biraz. 2 ay olacak ya. Bana hislerini az da olsa söylüyor ama çoğunun anlık olduğunu da ertesi gün lak! diye çakıyor yüzüme. Anlık his ne? Yeniyor mu?
      Bak bugün alışverişe çıktım. Eve döndüğümde otobüsten inip 2 dakikalık yokuşu çıkarken aklımda şu vardı hep: “bi’ fucktır git/bi’ fuck off/fucktır” Buna işaretmiş demek, senden duyacakmışım… :)

  2. Benim gibi düzenli yazan bir blogger daha. Seviyorum böyle blogları.

    Aşk, meşk işlerinde fazla düşünmemek gerekiyor. Zamanla her şey olacağına varıyor.

    • Eyvallah üstat. Elimden geldiğince yazmaya çalışıyorum.
      Aslında o işler olmasa yazacağım da yok gibi. Blog benim en yakın arkadaşım. Beni sadece o anlıyor. Her anımda ona bir şeyler karalayınca üzerimdeki yükten kurulmuş, kanat taksam uçacakmış gibi hissediyorum kendimi. Ama işte onlara da takmadan olmuyor… İnşallah vakti zamanında olumlu şeyler olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir